Anasayfa
En Çok Okunanlar
En Yeniler
Üye Girişi

Fonetik Sanat Nedir




Fonetik sanatlar edebiyat ve müziktir.

Bu Yazıda Neler Var

  • Ülkemizdeki Fonetik Sanatlar
  • Osmanlı Döneminde Fonetik Sanatlar
  • Cumhuriyet Döneminde Fonetik Sanatlar

  • Sponsorlu Bağlantılar
    Fonetik sanatlar edebiyat veya müziktir. Fonetik ya da sesbilgisi bir dildeki seslerin oluşumunu, aktarılmasını ve algılanmasını inceler. Bir dilin en yalın ve temel öğesi olan ses, insan gırtlağındaki ses tellerinin titreşi-miyle oluşur; küçükdil, dil, dudaklar, damak, geniz, dişler gibi organlarla değişik nitelikler kazanır. Fonetik insan sesiyle ilgili çalışmalar yapar. Doğadaki öteki canlıların ya da cansız­ların çıkardığı sesler fonetiğin uğraş alanı dışında kalır. Fonetik, insanın çıkarabildiği tüm sesleri incelerken belirli bir dile bağlı kalmaz. Başka bir deyişle fonetik bir dildeki sesleri değil, genel olarak sesleri inceler.

    Ülkemizdeki Fonetik Sanatlar


    Osmanlı Döneminde Fonetik Sanatlar


    (1299-1922) Yaklaşık 600 yılı kapsayan bu dönemde, Türk müzik kültürünün üç ana türü olan halk müziği, geleneksel sanat müziği ve geleneksel askeri müzik, 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Türk müzik yaşamına bütünüyle egemen olmuş, 1826'dan başlayarak İstanbul'un saray çevresinde uluslararası sanat müziğinin örnekleri de seslendirilmiştir.

    Tarih içinde kendi köklü geleneğini oluşturarak halkımızın duygu ve düşüncelerini dile getiren halk müziğimiz, yalınç, içtenlikli bir anlatımla toplumun genel, ortak anlayışını, yaşam ve beğeni biçimini, umutlarını, özlemlerini temsil etmiştir. Kırsal kökenli ve din dışı özellikte olan Türk halk müziği, şiirden de güç alarak halkın sorunlarına eğilmiş, ustalıklı ezgisel ifade düzeyini geliştirmiştir. Bu müziğin önde gelen özellikleri, makamsal, anonim ve din dışı olmasıdır. Bütün formlarında geleneksel Türk müziğinin perde dizgesi kullanılmıştır. Ezgiler bezeklidir, sekilemeler yoğun biçimde yer alır. Ritmik açıdan ise "usûllü" ve "usûlsüz" olarak ikiye ayrılır: Kırıkhavalar, uzunhavalar. Kırıkhavalar, genelde "türkü" adıyla tanınan ritmik ezgilerden oluşur. Bu grupta yer alan formlar, koşma, varsağı, mâni, karşılama, semai gibi adlarla belirlenmiştir. Uzunhavalar ise doğaçtan söyleniyor izlemini veren usûlsüz ezgilerdir. Çeşitleri genellikle bölgesine göre adlar almıştır: Maya, bozlak, hoyrat, gurbet.

    Halk müziği formları yalındır, genellikle bir bölümlü biçimden oluşmuştur. Seslendirme öğeleri ise üç yönden önem kazanır: Ağız, tavır, düzen.
    Osmanlılar döneminde halk müziğimiz, kırsal kesimde yaşayan yoksul nüfus ile yönetici konumundaki üst kesimin çelişkilerini halk adına dile getiren bir işlev de taşımıştır.

    Lâvta; görünümü uda benzeyen telli çalgının en belirgin özelliği, tellerinin parmakla çekilerek çalınmasıdır. 16. ve 17. yüzyılda Avrupa'da da kullanılmış olan Lâvta, Türk müziğinde 19. yüzyılda yoğun şekilde kullanılmıştır. Avrupa'da kullanılan örneklerinden ayırmak için Alaturka Lâvta adıyla da anılan Türk Lâvtası'nın uda göre en önemli farkı, sapının perdeli oluşudur.

    Geleneksel Türk sanat müziği, soylu, derinlikli özellikleriyle "divan musıkisi", "klâsik Türk müziği" gibi adlarla da anılmış, özünde daima kentsel Osmanlı müziğini temsil etmiştir. Bu müzik, dinsel ve din dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Dinsel yönüyle "cami müziği" ve "tasavvuf müziği"ni kapsar. Din dışı formların önde gelenleri, şarkı, aranağme, gazel, taksim, peşrev, medhal, saz eseri, semai, beste, kâr, kâr-ı natık ve fasıl'dır.

    Türk müziğinin teorik temelleri, 15. yüzyılın başlarında Maragalı Abdülkadir tarafından geliştirilmiş, bu bilgini 15. yüzyılda Hızır bin Abdullah ve Ladikli Mehmet Çelebi gibi teorisyenler izlemiştir.

    Geleneksel sanat müziğimizin gelişimi, 16. yüzyıldan başlayarak yükseliş göstermiş, dinsel ve din dışı büyük formlarda bestelenen eserler, müziğimizin derin ifadeli, dokunaklı anlatımını örneklemiştir. 17. Yüzyılın önde gelen bestecisi Hafız Post'tur (1620?-1694). Bu yüzyılda, Lehistan asıllı Ali Ufki Bey, batı notasyonundan yararlanarak geliştirdiği özgün müzik yazısıyla 400 kadar eseri, "Mecmua-i Saz-ü Söz" başlıklı kitapta toplamış, Kantemiroğlu adıyla tanınan Prens Dimitrius Cantemir (1673-1727) ise "Ebced" olarak bilinen müzik yazısıyla 349 çalgı müziği eserini yazıya geçirerek müzik tarihimize çok değerli bir koleksiyon bırakmıştır.

    Türk müziğinin en büyük bestecilerinden biri, yazdığı dinsel ve din dışı büyük formlarla tarihe geçen Buhurizade Mustafa Itrî Efendidir (1638?-1712). Bir "Lale Devri bestecisi" olarak ün kazanan Tanburî Mustafa Çavuşun (ölümü 1745 dolayları), din dışı büyük ve küçük formdaki eserleri günümüzde de seslendirilmektedir.

    Itrî'den sonra yaşamış en yetenekli bestecilerden biri olarak öne çıkan İsmail Dede Efendinin (1778-1846) yaklaşık 500 eserinden günümüze 288'i gelebilmiştir. 19. Yüzyıla girerken, kendisi de bir besteci olan Sultan III. Selim'in hazırladığı ortam, geleneksel müziğimizdeki gelişimi hızlandırmıştır. Onu izleyen Sultan II. Mahmut da yenilikçi bir hükümdar olarak müzik yaşamımıza sağladığı olanaklarla anılır.

    Dr. Suphi Ezgi (1869-1962), tıp doktoru olmasına rağmen, yaptığı çalışmalarla, Türk Müziği ses sisteminin bilimsel temellere oturtulması konusunda büyük katkılarda bulunmuştur. 1923 yılında emekliye ayrıldıktan sonra, tamamen müzikle ilgilenmiş, 1932 yılında Belediye Konservatuvarı Türk Musikisi Tetkik ve Tasnif Heyeti üyeliğine getirilmiştir. 1947'ye kadar süren bu görevi sırasında unutulmaya yüz tutmuş birçok eserin notasını yayımlamıştır. 1933 ile 1953 yılları arasında 5 cilt olarak yayınladığı Nazari ve Ameli Türk Musikisi adlı çalışmasında, Türk Müziğinde makamları ve usulleri tanımlayıp sınıflandırmıştır. Hüseyin Sadettin Arel ile birlikte ortaya koydukları ve Arel-Ezgi sistemi olarak anılan kuram ise, Türk Müziği öğretiminde ve yorumunda yaygın bir kabul görmüştür.

    19. Yüzyılın ikinci yarısında şarkı bestecisi yönüyle öne çıkan iki büyük yetenekle karşılaşılır: Hacı Arif Bey (1831-1885) ve onun öğrencisi Şevki Bey (1860-1891)

    20. Yüzyılda geleneksel sanat müziğimiz, köklü bir birikim olan "klâsik" üslûbu bu yüzyılın ilk çeyreğinde korumuştur. Tanburî Cemil Bey (1871-1916), tarihimizin en değerli çalgı müziği bestecilerindendir. Dr. Suphi Ezgi (1869-1962), Rauf Yekta Bey (1871-1935) ve Hüseyin Saadettin Arel (1880-1955) gibi besteci, teorisyen ve müzikologlarımız, geleneksel müziğimizin bütün yönleri ve değerleriyle günümüze ulaşmasını sağlamışlardır.

    Geleneksel yönüyle Türk askerî müziği, ortaçağda Asya'daki "Tuğ" adı verilen çalgı topluluklarıyla boy vermiş, Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki "Tabılhaneler" de bir eğitim disiplini çerçevesinde geliştirilerek Osmanlılarda "Mehterhane"ye dönüşmüştür. Görkemli ses gücünün icra gösterisi özelliğiyle etkileyici olan mehter müziğinin seslendirilişinde geleneksel üflemeli ve vurmalı çalgılar kullanılmıştır. Özellikle 1683 Viyana kuşatması sırasında Avrupalıları etkileyen mehter müziği, aksak ritimleri ve geleneksel çalgıların ses renkleriyle batılı bestecilerin ilgisini çekmiş, "Türk stili" anlamına gelen "alla turca" stil giderek yaygınlaşmıştır. Haydn, Mozart, Beethoven, Weber, Brahms gibi besteciler, "alla turca" stilde eserler yazmışlardır.

    Mehterhane, 1826 yılında yeniçeri ocağıyla birlikte kapatılmış, Fatih Sultan Mehmet tarafından geliştirilen bu köklü askeri müzik geleneği yerini bando topluluklarına bırakmıştır.

    19. Yüzyılın Osmanlı müzik yaşamında gözlenen ilginç bir değişim, özellikle 1839 Tanzimat Fermanı'ndan sonra hızlanan batılılaşma eğilimlerinin müzik alanında canlılık kazanmasıdır.

    Cumhuriyet Döneminde Fonetik Sanatlar


    Türk müzik kültürü, cumhuriyetimizin kuruluşundan başlayarak yeni bir süreç içine girmiştir. Söz konusu sürecin özünde ulusallık, yönteminde çağdaşlık, niteliğinde evrensellik vardır. Bu ilkelere göre öngörülen dönüşüme "Türk müzik inkılâbı" adı verilmiştir.

    Atatürk'e göre "Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür". Kültür, oluştuğu yerin özelliklerine bağlıdır. Bu yer, ulusun özyapısıdır. Kültürün sacayakları olan bilim ve teknik, "yaşamda en gerçek yol gösterici", sanat ise "ulusun başlıca yaşam damarlarından biridir". Sanatsız kalan bir ulusun yaşam damarlarından biri kopmuş demektir. Türk ulusunun tarihsel bir niteliği güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Sanat dalları içinde en çabuk ve en önde götürülmesi gereken müziktir. Çünkü bir ulusun yeni değişikliğinde ölçü, müzikteki değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Osmanlı müziği, Türkiye Cumhuriyeti'ndeki büyük devrimleri anlatabilecek güçte değildir. Bize yeni bir müzik gereklidir. Bize gerekli olan yeni müzik, özünü ulusal müziğimizin gerçek temelini oluşturan halk müziğimizden alan armonik bir müzik olacaktır. Bunun için ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce son müzik kurallarına göre işlemek gerekir. Türk ulusal müziği ancak bu yolla yükselebilir, uluslararası müzikte yerini alabilir.

    Bu görüşler doğrultusunda, Atatürk'ün doğrudan yönlendiriciliğinde cumhuriyetimizin ilk on beş yılı (1923 - 1938) süresince gerçekleştirilmiş olan atılımlar, "Türk müzik inkılâbı"nın açık mesajları niteliğindedir:

    Makam-ı Hilâfet Mızıkasının İstanbul'dan başkent Ankara'ya getirilerek "Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti"adı altında yeni bir yapıya dönüştürülmesi (1924). Ankara'da Musiki Muallim Mektebinin kurulup açılması (1924). Tevhid-i Tedrisat Kanununun (Öğretimi Birleştirme Yasasının) yürürlüğe girmesiyle genel müzik eğitiminin lâik bir temele oturtulması (1924). Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla "tekke müziği"nin varlık nedeni ve ortamının kaldırılması (1924).

    Müzik öğrenimi için Avrupa'ya yetenekli gençlerin gönderilmeye başlanması (1925). Halk müziği ezgilerimizin derlenmeye başlaması (1925) ve notaya alınan ezgilerin yayımına geçilmesi (1926).

    Batı müziği bölümü eklenmiş olan İstanbul'daki Dârülelhanın konservatuvara dönüştürülmesi (1926).

    İstanbul Belediye Konservatuarında geleneksel Türk Sanat Müziği eserlerinin saptanmasıyla görevli "Tesbit ve Tasnif Heyeti" nin kurulması (1926) ve bu eserleri seslendirmek için Konservatuvarda "İcra Heyeti" nin oluşturulması (1927).

    Avrupa'daki müzik öğrenimini tamamlayarak yurda dönen gençlerin Musiki Muallim Mektebinde görevlendirilmesi (1927-1930).

    Çok sesli müziğe temel olmak üzere müzik teorisi kitaplarının yayımlanmaya başlaması (1928)

    Balkan Oyunları Müzik Festivali'nin düzenlenmesi (1931).

    Halkevlerinin kurulması ve halkla bütünleşmek üzere etkinliklerinin başlaması (1932).

    Atatürk'ün ünlü "10. Yıl Söylevi"de Türk müzik kültüründe "çağdaşlaşma" amacını belirtmesi (1933) ve TBMM'nin açılış söylevinde "evrenselleşme"yi açıkça dile getirip kültürel hedef olarak göstermesi (1934).

    İlk Türk operası kabul edilen "Öz Soy"un Adnan Saygun tarafından bestelenip sahnelenmesi (1934)

    "Millî Musiki ve Temsil Akademisi Kanunu"nun çıkarılması (1934).

    Müzik alanını da kapsayan Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünün kurulması (1935).

    Başta Paul Hindemith olmak üzere, Avrupa'dan ünlü müzik uzmanlarının davet edilerek görevlendirilmesi (1934-1935-1936).

    Ankara Devlet Konservatuarının kurulması ve öğretime başlaması (1936). Musiki Muallim Mektebinin Gazi Terbiye Enstitüsüne aktarılarak bağlanması (1937- 1938).

    Türkiye'de bilimsel yöntemle uygulanan en büyük ve en geniş kapsamlı halk ezgileri derleme çalışmalarının başlaması (1937.

    Türkiye'nin ilk büyük halk müziği arşivi olarak Ankara Devlet Konservatuarında "Türk Halk Ezgileri Arşivi"nin kurulması (1937).

    Ankara'da "Askerî Mızıka Okulu"nun kurularak öğretime başlaması (1938).

    Yaşama geçirilen bu atılımlar ile geleceğe dönük mesajlar şöyle özetlenebilir: Çağdaş bir toplum ve devlet yaratmanın gerektirdiği yasal düzenlemeler doğrultusunda kültür ve sanata önem verilmiştir. Kurumlaşma, öncelikle müzik eğitimi ve seslendirme birimlerinden başlamıştır. Geleneksel müzik kültürümüz, halk müziği ekseninden hareketle geliştirilmek istenmiş, halk ezgilerinin derlenmesine, notaya alınıp yayımlanmasına ve arşivlerde sistemli bir biçimde korunmasına özen gösterilmiştir. Çok sesli müzik tekniklerini bir an önce uygulamalı olarak yaygınlaştırmak için, hem Avrupa'ya öğrenci gönderilmiş, hem de Avrupalı uzmanlar yurdumuza davet edilerek çağdaşlaşmaya ve evrenselleşmeye yönelim öne çıkarılmıştır. Kaynak: T.C. Kültür Bakanlığı

    Sanatçı Yetiştirme Hedefli Kurumlarda Fonetik Sanatlar Eğitimi
    Cumhuriyet’in ilânından hemen sonra, ulusal müziğin yaratılması, öğretilmesi ve yaygınlaştırılması çalışmalarına başlanmıştır. İlk iş olarak 1916 yılında İstanbul’da, Maarif Nezareti tarafından kurulan Darülelhan ele alınmıştır. İstanbul vilayet makamına bağlanan Darülelhanda, 1923 yılında “Garp Musikisi Şubesi” açılmış ve 1927’de “Şark Musikisi Şubesi” kapatılmıştır. Ancak bu konuda araştırma yapılmasına izin verilmiş ve öğretimde yeni düzenlemeler yapılarak kurumun adı İstanbul Belediye Konservatuvarına çevrilmiştir.

    Konservatuvar, uygulamalı ve kuramsal eğitim yapan orta dereceli bir meslek okulu olarak yapılandırılmıştır. Öğretim kadrosunu, yerli ve yabancı müzik uzmanları ve kuramcılar oluşturmuştur. Konservatuvarda batı müziğine yönelinmesi; eğitim sisteminin bütünüyle modernleştirilmesi, alaturka musikinin hayat merkezleri olan tekkelerin kapatılması, her alandaki yenileşme hareketleri ve doğrudan doğruya ulusal kültür politikasıyla ilgilidir.

    1932 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarında eğitimi iyileştirmek için Prof. Joseph Marx çağrılmış, ancak yabancı danışmanın hazırladığı rapor, hükümet politikalarıyla uyumlu olmadığı için uygulamaya konmamıştır. Görüşüne başvurulan bir diğer uzman, Macar asıllı keman virtüözü Lico Amar’dır. Amar’ın 1934 Kasım tarihli raporunda, eğitim kurumları ve dinleyicisiyle yoğun bir müzik kültürü ortamı oluşturulması üzerinde durulmuştur.

    1935 yılında Bakanlık danışmanı olarak Türkiye’ye gelen Hindemith’in raporuna göre, asıl hazinemiz halk müziğidir. Halk müziği pek az ülkede görülebilecek ölçüde zengindir ve bestecilerin bu kaynaktan yararlanması gerekmektedir. İstanbul Belediye Konservatuvarında Türk müziği çalışmaları folklor alanına kaydırılmış, Türkiye’de ilk kez müzik alanında folklor derlemeleri yapılmıştır. 1936’da sahne sanatları ve halk müziği, 1940’ta ise klâsik türk müziği yeniden programa alınmıştır.

    Konservatuvarda, şehir orkestrası ve şehir korosu çalışmaları yapılmış ve daha sonra, müzik bölümünün yanı sıra tiyatro ve bale bölümleri de açılmıştır. Belediye Konservatuvarı, 1986 yılında Yüksek Öğretim Kuruluna bağlanmış ve İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarına dönüştürülmüştür.

    Türkiye’de güzel sanatlar eğitimine ilişkin en güçlü kurumlardan biri de Ankara Devlet Konservatuvarıdır. Ulusal müziği geliştirme, yayma ve sahne sanatlarının farklı türlerine yönelik eleman yetiştirme amacıyla, 1936 yılında Musiki Muallim Mektebine bağlı olarak Ankara Devlet Konservatuvarı kurulmuştur. 1940 yılında çıkarılan Devlet Konservatuvarı Yasasıyla, müzik ve temsil kolları ayrıştırılmıştır. Müzik kolu, kompozisyon ve orkestra yönetmenliği; piyano, org, arp; yaylı çalgılar; üflemeli ve vurma çalgılar; şan (opera, koro ve konser şarkıcılığı) dallarından oluşmuştur. Böylece Ankara Devlet Konservatuvarı, çağdaş bir anlayışla müzik sanatçısı eğitiminin başlangıcını oluşturmuştur.

    Ankara Devlet Konservatuvarında, orta ve yükseköğrenim verilir. Her yıl, Devlet Operası ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının gereksinim duyduğu elemanların yetiştirilmesi için yeter sayıda parasız yatılı öğrenci alınması plânlanır. 1941 yılında çıkarılan yönetmeliğe göre okulun süresi, ilkokuldan sonra biri hazırlık olmak üzere üç yıl ortaöğretim ve altı yıl yükseköğretim dönemleri şeklinde düzenlenir.

    Ankara Devlet Konservatuvarında asıl çalışmaların yanında, ilk günden itibaren “Folklor Derleme Çalışmaları” ve “Folklor Arşivi” düzenlenmiştir. Halk müziği derlemeleri 1937 yılında başlatılmış, 1952’de Anadolu’ya bir derleme grubu gönderilerek atılım yapılmış, ancak daha sonraki yıllarda arşivleme çalışmaları ihmal edilmiştir.

    Geleneksel Türk müziği alanında duyulan gereksinimi karşılamak amacıyla, 1975 yılında İstanbul’da Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı açılmıştır. Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı, 1982’de İstanbul Teknik Üniversitesine bağlanmıştır. Daha sonra, 1984 yılında İzmir Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı ve 1988 yılında da Gaziantep Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı öğretime başlamıştır. Günümüzde üniversite bünyesine alınmış olan devlet konservatuvarlarının sayısı on üçe, Türk Müziği Devlet Konservatuvarlarının sayısı ise üçe ulaşmıştır . Bunların dışında, 1980’li yıllardan başlayarak birçok ilimizde (Bursa, Samsun, Adapazarı, Sivas, Adana, Konya, Kayseri gibi) belediyelere bağlı Türk Müziği Konservatuvarları etkinlik göstermektedir. Ayrıca vakıf üniversitelerine bağlı konservatuvarlar ve kimi üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerine bağlı müzik bölümleri de açılmıştır.

    Sanatçı yetiştirme hedefli kurumlarda sanat eğitiminin ortaöğretim düzeyinde geliştirilmiş bir örneği olarak Anadolu Güzel Sanatlar Liselerini görüyoruz. Fonetik sanatlar alanında, sanatçı yetiştirme hedefli kurumlar arasında ortaöğretim düzeyinde Resim ve Müzik Bölümleriyle eğitim veren Anadolu Güzel Sanatlar Liselerinin kuruluşunda, eski “Seminer” yapılanmasına benzer biçimde, güzel sanatlar fakültelerine ve eğitim fakültelerinin sanat eğitimcisi yetiştiren programlarına öğrenci kaynağı oluşturulması düşünülmüştür.

    Ancak, günümüzde toplam sayısı kırk üçü bulan Anadolu Güzel Sanatlar Liselerinin, sanat eğitimcisi yetiştiren yüksek öğretim kurumlarına nitelikli bir kaynak oluşturmasını engelleyen, eğitim sürecinde ve sonucunda istenilen düzeyin gerisinde kalınmasına yol açan kimi etkenler söz konusudur.

    Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, sanatçı yetiştirme hedefli girişimlerin başlıcalarından biri de Millî Eğitim Bakanlığınca açılan sınavlarla sanat dallarında eğitim görmek üzere yurtdışına öğrenci gönderilmeye başlanmasıdır. Özel yetenekli çocukların yetiştirilmesi ve çağdaş anlamda uluslararası düzeyde başarılar kazandırılması için Atatürk’ün isteğiyle, 1925 yılında yurtdışında eğitim olanağı oluşturulmuştur. Bu uygulama, 1929 yılında yürürlüğe giren 1416 sayılı yasayla belirginlik kazanmış, 1943 yılında yürürlüğe giren 4489 sayılı yasayla biraz daha genişletilmiştir.

    1948 yılında kabul edilen 5245 sayılı yasayla özel yetenekli çocukların yurtdışında eğitimi sağlanmıştır. 1956 yılında 6660 sayılı yasayla işlemin kapsamı genişletilmiştir. İdil Biret ve Suna Kan Paris’te eğitim almışlardır. Daha sonra, yasanın işleyişindeki sorunlar ve Devlet Konservatuvarında duyulan gereksinimle, 1976 yılında Bakanlar Kurulu tarafından üstün çocuklar için özel statüye ilişkin yönetmelik onaylanmıştır. Konservatuvarın yüksek bölümünü bitirerek Avrupa’ya gönderilenler; Oya Ünler, Burçin Büke, Şölen Dikener, Fazıl Say, Muhittin Dürrüoğlu, Yeşim Alkaya, Cihat Aşkın, Çağlayan Ünal, Ertan Torgul ve Özgür Belkıs’tır. Atatürk’ün başlattığı, özel yetenekli çocuklara ilişkin yurtdışı eğitimi olanaklarından yararlananlar arasından, uluslararası başarılar kazanan sanatçılar çıkmıştır.

    Müzik eğitimiyle ilgili kurumlardan biri de, 1939 yılında “Musiki Gedikli Erbaş Hazırlama Ortaokulu” adıyla eğitime başlayan Askeri Mızıka Okuludur. Amacı, askeri bandoların eleman gereksinimini karşılamak olan kurumda, Güler Onan, Muammer Sun, Ünal Uğursal, Recep Kınay gibi müzik sanatçı ve kuramcıları yetişmiştir.


    A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ
    Atatürk her alanda olduğu gibi sanatsal alanlarda da ülkemizin çağdaş bir düzeye gelmesi için büyük çabalar göstermiş ve bu yönde çeşitli sanat kurum ve kuruluşlarının yaygınlaşması için uğraş vermiştir. Sayıları her geçen gün artan ve ülkemizin “sanatçı”, “eğitimci” ve “sanat eğitimcilesi” alanlarındaki gereksinimleri karşılamak amacıyla eğitim veren bu kurumlar aynı zamanda, müzikte uluslararası atılımlar yapmak, Türk müziğini yurt içi ve yurt dışında tanıtmak ve uluslararası evrensel müziğe taşımak amacını da gütmektedir. Bu doğrultudaki çalışmalar Cumhuriyetten günümüze Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda artarak devam etmiş ve ülkemizin sanatsal görünümünün çağdaş bir düzeye gelmesine katkıda bulunmuştur. İlgi ve yetenekleri doğrultusunda müzik eğitimi verilen kurumlardan eğitim görerek mezun olan bireyler, ülkemizin bu alandaki gereksinimlerini karşılamak, müzik sanatını meslek olarak seçmek ve bu doğrultudaki beklentileri yönünde akademik
    çalışmalarda bulunmak amacıyla eğitimlerini ve mesleki çalışmalarını sürdürmektedirler.
    B. ALANIN ALTINDA YER ALAN MESLEKLER
    ü Bando Şefi
    ü Çalgı Yapımcısı
    ü Kompozitör
    ü Müzik Bilimcisi
    ü Ses Sanatcısı
    ü Piyano ve Harp Sanatçısı
    ü Yaylı Çalgı Çanatçısı
    ü Nefesli ve Vurmalı Çalgı Sanatçısı
    ü Opera Sanatçısı
    ü Müzik Öğretmeni
    Bando Şefi
    Tanımı
    Türk Silahlı Kuvvetler bandolarını, diğer resmî ve özel bandoları yönetmek için gerekli bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Ulusal bayramlarda, resmi törenlerde bandosunu yönetmek,
    Ø Bandosunun müzik niteliğini geliştirici çalışmalar yapmak,
    Ø Bulunduğu kentte halka açık konserler düzenlemek,
    Ø Görev yerinde bağlı olduğu yetkililere kendi alanlarında danışmanlık yapmaktır.
    Müzik Aleti (Çalgı )Yapımcısı
    Tanımı
    Müzik aletlerinin yapım ve onarımının standartlara uygun şekilde yapabilecek bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Çalgı yapımında çalışan sanatçıya çalgıyı tasarlamak,
    Ø Çalgı için uygun malzemeyi belirleme ve satın alınmasını sağlamak,
    Ø Çalgı yapımı için gereken işlemleri belirlemek,
    Ø Her işlem bitiminde kalite kontrolünü yapmak,
    Ø Çalgının tüm sesleri verebilecek nitelikte olması için gereken düzeltmeleri yapmak,
    Ø Çalgıda meydana gelen bozukluğun kaynağını belirlemek,
    Ø Bozuk parçanın yerine yenisini takma, gerekli ayarları yapmak,
    Ø Çalgının bakımı için kişileri eğitmektir.
    Kompozitör
    Tanımı

    Müzik alanındaki geleneksel ve çağdaş yapıtları ayrıntılı olarak inceleyecek ve çeşitli formlarda besteler yapabilecek bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Kendi başlarına senfoni, opera bale veya oda müziği üretmek
    Ø Film, tiyatro yapıtlarına besteler yapmaktır. Kompozisyon programına konservatuarın kompozisyon bölümünden mezun olanlar alınır.
    Müzik Bilimcisi (Yorumcu)
    Tanımı
    Müziğin çeşitli üsluplarına ve şarkı söyleme tekniklerine ait gerekli bilgiye sahip, değişik çalgıları çalma becerisi olan kişidir.
    Görevleri
    Ø Mezunlar yorumcu olarak görev yapmaktadırlar.
    Ses Sanatçısı
    Tanımı
    Uluslar arası alanda müziğini taşıyabilecek, açıklayabilecek, karşılaştırmalar yapabilecek ve temsil ettiği müziğin değerlerini dünya ile bütünleştirebilecek bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Türk Müziğini (Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği) işleme, geliştirme, yayma ve derlemek,
    Ø Ses ve gösteri alanında klâsik sanat değeri olan eserleri üslûp ve tavır özelliklerine ve çağdaş kurallara göre, geliştirip yeniden işleyerek
    uluslararasında hak ettiği yeri sağlamak üzere eğitim ve öğretim yaptırmak,
    Ø Ses ve gösteri alanında öğrencinin kişiliğinden kaynaklanan özellikler ile meslekleri özellikleri içeren bilgileri bulundurma, bulunan bilgileri beyinlerine depolama ve elde edilen bilgilerle sentez yapmaya alıştırmak,
    Ø Eğitici ve öğretici açıklamalı konserler, gösteriler ve çalışmalar yapma ve düzenlemek.
    Ø Yeniden yaratılan müzik ve gösteri eserlerini icra etme, sahnelerde uygulayabilecek ana sanat dalları ile sanat dallarını gerektiğinde faydalanmak,
    Ø Ses Eğitimi Bölümü'nün yüksek lisans ve sanatta yeterlik programlarını ilgili kuruluşlarda eğitime geçilecek şekilde hazırlama ve faaliyete geçirmek,
    Ø Amaçların yaşama geçirilebilmesi için bölüme ait kütüphane, arşiv ve laboratuarlar açmak.
    Ø Bölüm amacını gerçekleştirmek için gerektiğinde konser ve gösterilerin yanı sıra kurslar, seminerler , konferanslar,paneller,sempozyumlar vb. düzenlemektir.
    Piyano Ve Harp Sanatçısı
    Tanımı

    Yaylı ve vurmalı, üflemeli çalgılar dışında kalan çalgılardan birini ustaca çalabilecek bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Orkestra üyesi veya solist olarak müzik icra etmek,
    Ø Eğitici olarak piyano ve harp çalgılarından birine ait çalış teknikleri konusunda öğrencilere beceri kazandırmaktır.
    Yaylı Çalgı Sanatçısı
    Tanımı

    Keman, viyola, viyolonsel, kontrbas adlı çalgılardan birini ustaca çalabilecek bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Orkestra üyesi veya solist olarak müzik icra etmek,
    Ø Eğitici olarak yaylı çalgılardan birine ait çalış teknikleri konusunda öğrencilere beceri kazandırmaktır.
    Nefesli Ve Vurmalı Çalgı Sanatçısı
    Tanımı
    Davul, flüt, gibi çalgılardan birini ustaca çalabilecek bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevler
    Ø Orkestra üyesi veya solist olarak müzik icra etmek,
    Ø Eğitici olarak nefesli ve vurmalı çalgılardan birine ait çalış teknikleri konusunda öğrencilere beceri kazandırmaktır.
    Opera Sanatçısı
    Tanımı

    Opera sanatına ait bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevler
    Ø Kendisine verilen rolü oynamak,
    Ø İlgili televizyon ve belediye kurumlarda sanatçı ve konservatuvarlarda öğretim üyesi olarak çalışmaktır.
    Etnomüzikolog
    Tanımı

    Çeşitli kültürlerin ürünlerini incelemek ve geleneksel Türk müziği konusunda çalışmak için gerekli bilgi ve beceriye sahip kişidir.
    Görevleri
    Ø Geleneksel müziğimizin kaynağını ve gelişimini araştırmak,
    Ø Müzik eserlerini sosyokültürel açıdan değerlendirmek,
    Ø Anadolu’da halk müziği ürünlerini derleyip geliştirerek halka sunmaktır.
    Müzik Öğretmeni
    Tanımı

    Çalıştığı eğitim kurum ya da kuruluşunda, öğrencilere ya da yetişkinlere, müzik ile ilgili eğitim veren kişidir.
    Görevleri
    Ø Eğitim vereceği grubun düzeyine uygun bir çalışma planı hazırlama, bu planı uygulayarak öğrencilere alanı ile ilgili bilgi ve beceri kazandırmak,
    Ø Öğrencilerin başarılarını değerlendirme, başarıyı artırıcı önlemler almak,
    Ø Alanı ile ilgili gelişmeleri izleme, bunların öğretim programlarına yansıtılması için ilgililere önerilerde bulunmak,
    C. MESLEK ELEMANINDA ARANAN ÖZELLİKLER
    Bu mesleklerin hepsinde müziğe karşı ilgi duymak gereklidir. Bando şefliği bölümünü tercih etmek isteyenlerin müziğe yetenekli ve ilgili olmakla
    birlikte ,bedence sağlam ve dayanaklı kimseler olmaları gerekir. Çalgı yapım programında okumak isteyenlerin sesleri ayırt edebilme ve ritim
    duygusuna sahip,şekil ilişkilerini görebilme,el ve gözü eşgüdümle kullanabilme yeteneklerine sahip,müziğe ilgili olmaları gerekir.
    Kompozitör olmak isteyenlerin, sesleri ayırt edebilme yeteneğine ve sesler arasında ilişkileri görüp yeni ve özgün bileşimler yapabilecek güce sahip olmaları gerekir.
    Müzik bilimcisi olmak isteyenlerin müzik seslerine karşı hassas, işitme yetenekleri iyi gelişmiş, genel yetenek ve kültür düzeyi müzik eğitimi almaya uygun, müzikle ilgili kişiliğe sahip olmalıdır.
    Ses sanatçısı olmak isteyenlerin, öncelikle, güzel bir sese sahip olmaları gerekir.Israrlı ve sabırlı olmakta bu alanda başarılı olmak için gerekli niteliklerdir.
    Piyano ve harp sanatçısı çok duyarlı kulağa sahip el ve gözleri sağlam olmalı. Piyano ve harp dalında başarılı olmak,uzun egzersizlere dayanabilecek güçlü bir yapıya sahip olmayı gerektirir.
    Yaylı çalgı sanatçısı ve nefesli ve vurmalı çalgı sanatçısı çok duyarlı kulağa sahip el ve gözleri sağlam olmalı.Bu programlarda başarılı olmak,uzun süren egzersizlere dayanabilecek kadar ısrarlı,sebatkar ve güçlü bir yapıya sahip olmayı gerektirir.
    Opera sanatçısı olabilmek için sesin şana uygun olması gerekmektedir.
    Folklor ve etnomüzikoloji programında sesleri ayırt edebilme yeteneğine, ritim duygusuna sahip, sosyal bilimlere ve insan bilimlerine ilgili ve bu alanlarda başarılı, araştırma ve incelemeye meraklı kimseler olmaları gerekir.
    D. ÇALIŞMA ORTAMLARI VE KOŞULLARI
    Fonetik sanatlar alanında kişiler, yapacakları işe göre hem iç hem de dış mekânda çalışabilmektedirler. Bu mekânlar işin niteliğine göre; stüdyo, müzik atölyesi, konser salonları, çeşitli işletmeler, özel ve resmi kuruluşlar olabilir. Müzik aleti (Çalgı) yapımcıları kapalı atölye ortamında çalışırlar. Ortam tozlu ve gürültülü olabilir. Ancak ses ayarının yapıldığı sırada sessizlik sağlanır. Müzik aleti yapımcıları görevlerini yaparken müzisyenlerle ve meslektaşları ile etkileşimde bulunurlar. Müzik öğretmeni, sınıfta ve müzik odasında görevini genellikle ayakta yürütür.
    E. İŞ BULMA İMKÂNLARI
    Bando şefi mezunlar Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kara, Deniz komutanlığına bağlı bandolarda yönetici subay (şef) olarak görev yaparlar. Mezunların bir kısmı armoni mızıkaları ve bandolara eleman yetiştiren Silahlı Kuvvetler Mızıka Okuluna meslek dersleri öğretmenliği yapmaktadır. Çalgı yapımcısı resmi kurumlarda müzik aleti yapımcısı unvanı ile görev alırlar. Bu ünvanın başında uzmanlaşan çalgı türünün adı da yer alır. Müzik aletleri yapan veya satan işletmelerde görev alabilirler veya kendi işletmelerini kurabilirler Kompozitörler kendi başlarına senfoni, opera bale veya oda müziği üretebilirler.Film,tiyatro yapıtlarına besteler yapabilirler. Müzik bilimcilerinin;çalıştığı yerler, çeşitli devlet orkestraları, özel sektör orkestraları,devlet opera ve kurumlarıdır. Özellikle televizyon sektöründe iş bulmaları daha fazladır. Ses sanatçısı televizyon şirketlerinde Devlet Korolarında ses sanatçısı olarak çalışabilirler. Öğretmenlik için tezsiz yüksek lisans yapanlar ortaöğretimde müzik öğretmeni olarak görev alabilirler. Piyano ve harp sanatçıları, Yaylı Çalgılar sanatçıları, Nefesli ve Vurmalı Çalgılar sanatçıları Kültür Bakanlığına bağlı senfoni orkestralarında, Devlet Opera ve Bale orkestralarında, oda müziği topluluklarında orkestra üyesi veya solist olarak müzik icra ederler. Bazı sanatçılar eğitici olarak piyano ve harp birine ait çalış teknikleri konusunda öğrencilere beceri kazandırırlar. Televizyon şirketlerinde, düğün salonlarında ve gazinolarda iş bulmaları çok rahattır. Müzik bilimcileri araştırmacı, akademisyen, eğitimci, müzik yazarı, müzik eleştirmeni, eğitimci, program yapımcısı, danışman vb. görevlerde bulunabilirler. Opera sanatçısı devlet operasında ve ilgili televizyon, kurumlar da sanatçı ve konservatuarlarda öğretim üyesi olarak çalışabilirler. Müzik öğretmenlerinin büyük çoğunluğu Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda müzik öğretmeni olarak çalışırlar. Koro, Çalgı ve Çalgı Toplulukları, Dini Musiki, Çalgı Bakımı ve Onarımı, Sanat Sosyolojisi, Sanat Eserlerini İnceleme, Geleneksel ve Çağdaş Türk Müziği, Müzik Tarihi, Grupla Çalışma Teknikleri, Müziksel İşitme ve Okuma, Orkestra, Piyano-Çalgı konularında ders verirler. Yetenekli kişilere özel müzik dersleri de verebilirler.
    F. EĞİTİM VE KARİYER İMKANLARI
    Fonetik sanat alanında, ilgili mesleğin eğitimine girebilmek için;
    Öğrenci Seçme Sınav’ında (ÖSS) Özel Yetenek Sınavına Katılmak için gerekli baraj puan almak ve özel yetenek sınavına katılarak başarılı olmak gerekmektedir. Fonetik sanatlarda eğitim süresi dört yıldır. Mezun olanlar lisans diploması alırlar. Lisans eğitiminden sonra alanlarında yüksek lisans ve doktora eğitimi alarak kariyerlerini yükseltebilir, üniversitelerde görev alabilirler.Opera programına liseyi konservatuarda okumuş olanlar alınmaktadır.
    Müzik bilimcileri (yorumcular) lise tahsiline dayalı 1 yıl meslekî hazırlık + 4 yıl (8 yarıyıl lisans eğitimi) almaktadır.
    Konservatuarda müzikoloji, temel bilimler, kompozisyon, ses eğitimi, yaylı çalgılar, nefesli çalgılar ve vurmalı sazlar, şeflik, çalgı yapımı, şan, opera, piyano, harp gibi müzikle ilgili bölümler vardır. Konservatuar bitiren kimselere konservatuar diploması verilir ve diplomada eğitim gördüğü alan belirtilir. Konservatuarda eğitim süresi hazırlık sınıfıyla 5 yıldır. Hazırlık sınıfında başarılı olmayan öğrencinin okulla ilişkisi kesilir.
    Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Kültür ve sanat bir milletin kimliğidir. Bir toplumun uygarlığı, onun sanat değerleri ve kültür varlıkları ile simgelenir. Kültürün zenginlik kazanmasında sanat çalışmalarının önemi çok büyüktür. Sanat eğitimi ve etkinlikleri, çağdaşlaşmayı ve ekonomik kalkınmayı amaçlayan bilimsel ve teknolojik çalışmaları da içerir.
    Genç kuşakları; özgür düşünebilen, ön yargısız, yeniyi arayan, deneyen kişiler olarak yetiştirmek gerekir.Demokratik toplumlar özgür düşünüp yaşatabilen bireylerle kurulabilir ve yaşatılabilir. Çağın ileri uygarlık düzeyine damgasını vuran milletler bu ilşkiyi çok önceden görmüşler ve bu yönde eğitim kurumlarında bireyleri araştıran,yaşatan,bulan kişiler olarak yetiştiren yeni programlar uygulamış ve bunlara yer vermişlerdir.
    Milli Eğitimin Temel Kanunu, Güzel Sanatlar alanında özel ilgi ve yetenekleri belirlenen çocukları yetiştirmek üzere temel eğitim ve orta öğretim seviyesinde okullar açılabileceğini hükme bağlamıştır. Belirlenen amaçları gerçekleştirme yönünde “ Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri” kurulmuştur.
    Amaçları:
    Ø Güzel Sanatlar dallarında yetenekli öğrencilerin yaratıcı, yapıcı ve yorumcu yeteneklerini geliştirmek.
    Ø Öğrencileri araştırıcı ve geliştirici çalışmalara yöneltmek, yetenekleri doğrultusunda bağımsız,doğru ve seçenekli yorumlar ve uygulamalar
    yapabilecek yaratıcı kişiler olarak yetiştirmek,
    Ø Öğrencilerin ulusal ve evrensel, tarihi yeni sanat eserlerini tanımları ve anlamlarına yardımcı olmaktır.
    Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümden mezun olan Öğrenciler;
    Ø Üniversitelerin Resim Öğretmenliği bölümlerine,
    Ø Güzel sanatlar fakültelerini
    Ø İç Mimarlık,
    Ø Resim,
    Ø Heykel,
    Ø Seramik,
    Ø Grafik,
    Ø Tekstil,
    Ø Sahne Dekorları,
    Ø Kostüm
    Ø Fotoğraf,
    Ø Endüstri Ürünleri tasarımı,
    Ø Nefesli Çalgılar,
    Ø Vurmalı Çalgılar,
    Ø Sinema ve Televizyon bölümlerine;
    Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümünden mezun olan öğrenciler ise ;
    Ø Üniversitelerin Müzik öğretmenliği bölümlerine;
    Ø Devlet konservatuarlarının
    Ø Orkestra Şefliği,
    Ø Piyano Ana Sanat Dalı,
    Ø Üflemeli Çalgı,
    Ø Müzikoloji,
    Ø Sahne Sanatları bölümlerine başvurabilirler.


    KAYNAK: http://www.megep.meb.gov.tr/

    Benzer Yazilar

    03 | Sanat

    En Son Eklenenler

    En Çok Okunanlar

    04 | Sıfat Sıfat
    08 | Zamir Zamir
    10 | Panel Panel
    
    ..:: Online Uyeler ::..
     Nedir.Org - Toplumdusmani.Net - NedirOgren.Com